Halkbank Bu Cezanın Altından Kalkamaz

[Haber-Analiz: Semih Ardıç]

Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın New York, ABD’de tevkif edilmesi ile Türkiye’nin en büyük ikinci kamu bankası Halkbank kıtalararası bir davanın öznesi haline geldi. FBI tarafından sorgulandıktan sonra mahkemeye çıkarılan Atilla, “ABD’nin İran müeyyidelerini sahte faturalarla delmek” ve “Bankacılık dolandırıcılığı yapmak” gibi iki ağır ithamdan toplam 50 sene hapis cezasına çarptırılabilir. Cezanın ne olacağın biraz da Atilla’nın tavrı tayin edecek.
Atilla’nın yakalanacağını bile bile bu seyahate çıkmasının farklı sebepleri olabilir. Belki de Zarrab gibi o da bildiklerini anlatarak hapis cezasını en asgarî seviyeye indirmek için okyanus ötesine uçtu. Can güvenliğinden de endişe etmiş olabilir. Atilla ile mahdut kalmayacak bir ceza davası ile karşı karşıyayız. Kendi mahkemelerimizde tecelli ettirilmeyen adalet Amerika mahkemelerine kaldı.
‘REZA ZARRAB İLE İRAN AMBARGOSUNU DELDİ’
Türkiye 17 Aralık 2013’ten itibaren üzerini örtmeye çalıştığı yolsuzluk ve rüşvet çarkı ile yüzleşmek mecburiyetinde. Reza Zarrab ile aynı mahpushaneye gönderilen Atilla aleyhine hazırlanan iddianamede 17 Aralık fezlekelerini teyit eden ciddi deliller olduğu WSJ Gazetesi’nde yayımlandı. Atilla’nın neyle suçlandığını New York Güney Bölge Başsavcı Vekili Kim, FBI New York Bölge Başkan Yardımcısı William F. Sweeney Jr’ın hazır bulunduğu toplantıda şu şekilde hülasa etmişti: “Reza Zarrab’la birlikte, İran’a yönelik ABD müeyyidelerini delmesine yardımcı olmakla suçlanıyor.”
FBI mahreçli haberlerde geçen iddialar hakikaten vahim: “Atilla ‘insanî yardım’ ve ‘yiyecek’ ismi altında, sahte belgelerle İran’a ambargoyu deldi. Bu davada bizim görevimiz, suçlanan kişinin yüklü miktarda parayı ABD Bankaları aracılığıyla, insanları doyurmak için insanî yardım adı altında transfer ettiğini belgelemekti. Bu olayda, suçlanan kişiler Türk millî ve malî kurumlarını, malî işlemlerinin gerçek amaçlarını gizlemek için bilerek ve isteyerek kalkan olarak kullanmışlardır.”
Dünkü tr724.com e-gazetede Ahmet Dönmez imzalı doyurucu bir dosya (http://www.tr724.com/kim-bu-hakan-atilla-haber-analiz-ahmet-donmez/) haber yayımlandı. O haberde de Atilla ile Zarrab arasındaki ilişki, sanal ihracatın nasıl yapıldığı hakkında hayli malumat veriliyor.
TUTUKLAMADAN EVVEL KEŞKE AKP’YE SORSAYDINIZ!
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Saray’ın tutuklamaya mukabil takındıkları narin tavır ve nazik cümleler dikkatten kaçmıyor. “Tutuklamadan evvel keşke bize sorsaydınız.” hezeyanına ağızlarından kaçırmaları bile Zarrab pazarlığının fiilen ve dahi resmen bitmesinden duydukları endişeyi ele veriyor. Atilla’yı Trump’ın dosyadan el çektirdiği Savcı Preet Bharara’nın yardımcısı Kim’in tevkif etmesi de calib-i dikkattir.
Bütün bunlar Zarrab dosyasının esasında Türkiye’de AKP sözcülerinin anlattığı, daha doğrusu halkı kandırdıkları gibi olmadığını yine teyit etti. ‘Hükûmete darbe yapıldı’ yalanı ve adliye içinde ‘Kaç İsmail kaç’ hileleri ile rüşvet ve yolsuzluk fezlekelerinin buharlaştırılması hakikati değiştirmiyor. 70 günde serbest kalan Zarrab bir senedir ABD’de demir parmaklıkların ardında ve hürriyetine kavuşmak için dahil olduğu suç teşkilatının tamamını mahkemede anlatmaktan başka tercih hakkı yok.
ZARRAB’I YAKALAYAN POLİSLER HÂLÂ SİLİVRİ’DE
Hal böyle iken Zarrab ve dört bakanı suçüstü yakaladıkları için taltif edilmesi icap eden polis müdürleri, polis memurları, savcı ve hâkimlerin ekseriyetinin İstanbul Silivri’de mahpus olması bir kısmının çarşı pazarda limon satarak geçimini temin etmesi Türkiye’de son üç seneyi anlamak isteyenler için ibretamiz karelerden sadece biridir.
Hâdiselerin seyrine bakılırsa Zarrab ve Atilla suçlarını itiraf edecek. Onlar konuştukça Halkbank da müeyyide kararlarına muhatap olacak. ABD daha evvel Alman, Fransız, İngiliz, Hollandalı bankaların aralarında bulunduğu büyük malî kuruluşlara milyarlarca dolar para cezası kesti. Fransız BNP Paribas 8,9 milyar dolar ceza ödedi. Aynı ceza Halkbank’a kesilirse bankanın sermayesi kifayet etmez. Rasyo yüzde 12’nin altına iner.
30 Mart 2017 itibarıyla 3,5 milyar dolar piyasa değeri olan bir bankanın ödeyebileceği azamî ceza 350 milyon dolar civarındadır. Kaldı ki iki gündür Borsa İstanbul’da Halkbank hisseleri bu ve benzer endişeler yüzünden mum gibi eriyor. Piyasa değeri 600 milyon dolardan fazla düştü. Dava ile alakalı her haber hisseyi aşağı çekecek.
SAHTE FATURA VE SİYASÎLERE VERİLEN RÜŞVETLER
Halkbank’a gelinceye kadar hiçbir vakada bu kadar sahte faturaya ve siyasetçilere verilen rüşvetlere rastlanmamıştı. Sadece para cezası verilirse hepimizin başını öne eğen bu davayı Halkbank en az hasarla atlatmış sayılır.
Amma velakin beyne’l-milel döviz transferi (swift kodları) yetkisinin belirli bir müddet ya da tamamen iptal edilmesi gibi ilave müeyyidelerden bahsediliyor. Böyle bir cezanın şüyuu vukuundan beter. Bugün bile pek çok yabancı banka Halkbank ile çalışmaktan imtina edebilir. Ceza kesinleşirse bir daha belini doğrultamaz Halkbank.
halkbank zarrab spot
ATİLLA 500 MİLYON DOLAR BORÇ ARIYORDU
Halkbank gelecek hafta 500 milyon dolar tutarında Eurobond ihraç edecekti. Halkbank’ın yurt dışı işlemlerinden mesul Genel Müdür Yardımcısı Atilla, ABD’ye biraz da bu ihale evvelinde yatırımcı gruplara ikna turu için gitmişti. Bu saatten sonra o ihale de çıkmaza girdi.
Piyasadaki rüzgârın nasıl Halkbank’ın aleyhine esmeye başladığını Reuters’a konuşan bir bankacının şu sözleri ortaya koyuyor: “Halkbank’ın önümüzdeki hafta 500 milyon dolar civarında iyi talep gören ikincil sermaye niteliğini haiz (Tier 2) bir Eurobond ihracı yapmasını bekliyorduk. Mesela şimdi önemli olan yatırımcılar bu ihraca hâlâ ilgi gösterecek mi? Bu işin yatırımcı gözündeki değeri açısından ihraç ilk etapta önemli bir gösterge olacak.” Hem piyasa değeri düştüğü için ilave sermayeye ihtiyacı var hem de kaynak temini artık eskisi kadar kolay olmayacak. Hasılı Halkbank’ı da Türkiye ekonomisini de zor günler bekliyor.
ERDOĞAN, 4 BAKAN VE DİĞER İSİMLER NE OLACAK?
79 milyonun itibarına ve cebindeki paraya zarar veren bu denli vahim hatayı Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla tek başına yapmadı. İstese de buna kuvveti yetmezdi. Bizzat siyasî iradenin talimatları ile yürütüldü illegal ticaret.
Halkbank’ı, dolayısı ile Türkiye’yi İran macerasına sevk eden siyasîler (Recep Tayyip Erdoğan, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar) ve evinde ayakkabı kutularından 4,5 milyon dolar çıkan dönemin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da söyleyecek iki çift sözü olmalı. Susma hakları var elbette. Sustukça sıra onlara da gelecek… Amerika kendisini hedef alan bir suça karışmış kim varsa hesabını sormasıyla bilinir. Cem Küçük’ün “Size söylüyorum dört bakan ve Süleyman Aslan, sakın ABD’ye gitmeyin. Yoksa sizi de yakalarlar” diye feryat etmesi sebepsiz değil.
ZARRAB ‘YUKARISI’NIN KİM OLDUĞUNU ANLATIYOR
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde teşekkür belgesi verdikleri hayırsever Reza çikolata kutularındaki rüşvet paralarını, 700 bin TL’lik saatleri, piyanoları ve rüşvetin gittiği yer olarak excel tablolarda geçen ‘yukarı’sının kim olduğunu okyanus ötesinde anlatmaya başladı nasıl olsa.
İran’a ambargoyu delmek için Halkbank gibi başka bankalar da kullanılmıştı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) kurucu başkanı Zekeriya Temizel, aynı hususa dikkat çekiyor: “Bu sürpriz değil. Bu mevzuda sıkıntı çıkabileceğini birçok kez dile getirdim, uyardım. Herhalde tutuklanan bankacı kendi inisiyatifiyle devletten gizleyerek iş yapmadı. Kişileri tek sorumluymuş gibi tek başına ortada bırakmamak gerekir. Sorunun bir kişinin cezalandırılmasıyla atlatılacağı düşünülmesin. Benzer müeyyide ve cezalar Türk bankalarına da gelebilir.”
Kendilerine de Türkiye’nin en önemli bankalarından Halkbank’a da yazık ettiler.
(TR724)