Viva La Muerte: Şeyhim Edebali, Sen Yoluna Ben Yoluma!

[AKİF UMUT AVAZ]

Barıştan çok savaş, huzurdan çok kaos, hayattan çok ölüm konuşulur oldu. Konuşulanlar her köşesinden ölüm fışkıran ülkede sadece kayıplar üzerine olsa belki ”maalesef bu bir zorunluluk” der geçeriz. Ama durduk yere ve biteviye savaş, kavga ve ölüm üzerine iştihayla konuşuluysa şayet, bu, çapını bugünden tahmin edemeyeceğimiz çok daha büyük belaların kapıda olduğuna işaret eder.
Erdoğan, otoriterleşme sürecine girdiği andan itibaren, dozu gititkçe artar şekilde kandan, ölümden ve şehadetten bahseder oldu. O bahsettikçe aylar boyu kuşatma altına alınan köyler, kasabalar, şehirler tank ve top ateşiyle yerle bir, ortalık kan revan oldu. Osmanlı Devleti’nin manevi mimarlarından Şeyh Edebali’nin ”İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözüne sıklıkla atıfta bulunan Erdoğan gitti, yerine devlet ve millet için şöyle dursun, kendi şahsi ihtirasları için insanlardan canlarını feda etmesini isteyen bir Erdoğan geldi.
Adam gibi ölmek…
Cumartesi günü Trabzon’da yaptığı mitingte de yığınları daha fazla kan, daha fazla ölüm vaadiyle coşturan Erdoğan’ın “Bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var. Ölelim ama adam gibi ölelim” sözü muhalif çevrelerde tartışmaya yol açtı.
İktidarı henüz tamamen ele geçiremediği dönemlerde mecburen taktığı demokrat, medeni, efendi maskelerine iktidarı güçlendikçe ihtiyacı kalmayan Erdoğan’ın sahte görünürlüğünü cazip kılan makyajı da döküldü. Geriye ise kaba-saba, hoyrat, zorba, müstebdit ve mütekebbir bir varoş kabadayısı kaldı.
Bugün hayatın ve lüksün debdebesine kapıldığı oranda ölümden bahseden Erdoğan, sonra dönüp hiç yüzü kızarmadan başkalarının kendisi uğruna ölmesini talep edebiliyor. Binlerce odalı saraylarla, sayısız villalarla bile tatmin edemediği debdebe ve şatafat arzusu apaçık ortadayken şunları söyleyebiliyor: “Dünyanın makamları nerede kalıyor? Burada kalıyor. Paran pulun her şeyin nerede kalıyor? Burada kalıyor. Cumhurbaşkanı olsan ne yazar, başbakan olsan ne yazar, multimilyarder olsan ne yazar? Hepsi geçici. Ne diyordum size hatırlayın, biz bir gün ölmeyecek miyiz? Öleceğiz. Bir adam gibi ölmek var, bir şey söyleyecektim ama onu söylemeyeceğim, bir de madam gibi ölmek var. Ölelim ama adam gibi ölelim. Sonra bizi defnedecekleri yer ne kadar? İki metreküp değil mi? Oraya gömecekler.”
Şehadetten çok bahsediyor ama…
Tıpkı bu konuda olduğu gibi Erdoğan’ın kendisini de içine katarak sıklıkla dile getirdiği ”şehadet” söylevlerindeki samimiyetsizliği de aşikar. 18 Mart’ta Çanakkale Savaşı’nın yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada ”Şehadet bizim için korkulacak değil, ulaşılması gereken makamdır” diyen Erdoğan ile kendi çocuklarını ve yakınlarını türlü bahanelerle askere göndermekten bile kaçınan şahsın aynı kişi olduğunu unutmayın.
”Bir ülkenin vatan olması için şehit kanına ihtiyaç vardır” diyerek kan ve ölüm edebiyatı yapan Erdoğan, Orhan Veli’nin ”Neler yapmadık şu vatan için. Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik” dizelerini ne kadar da haklı çıkarıyor. Erdoğan, ölüm ve kan üzerine nutuk çektikçe bu ülkenin fakir çocukları beşer onar ölüyor. Hakikaten ”vatan için” ölmüş olsalar insan yine gam yemeyecek.
Bölgesel maceralar ve radikalleşme
Erdoğan, güç ihtirasıyla şimdi de bölgesel maceralara heveslenip gözünü gariban halkın kanına dikmiş durumda. Gezi Parkı protestoları ve 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında köşeye sıkışmışlık duygusuyla umudunu yine kana ve ölüme bağladığı hem öldürttüklerinin çokluğundan hem de trajikomik kefenli gençleri meydanlara sürmesinden anlaşılıyordu.
Tek adam diktatoryası kurma sürecinde kendi kitlesini kefenli ya da kefensiz radikalleştirerek toplumun diğer kesimlerinden ayrıştıran Erdoğan, o kitleyi ayrıştırdıklarının karşısına geçirmeyi de başardı. Kitlesini militanlaştırmak üzere başlangıçta Arap İsyanlarından ve İsrail’in Filistin’e zulmünden radikallik ithal eden Erdoğan’ın uzunca süredir yerli ve milli radikallik üretme evresine girdiği görülüyor.
Sistematik olarak radikalleştirdiği yığınların bir kısmını SADAT gibi şirketler, Osmanlı Ocakları vb gibi sivil toplum örgütü görünümlü yapılarla profosyonel milis gücüne dönüştüren Erdoğan, 17/25 Aralık yolsuzluk skandalı sonrası başlattığı polis ve orduyu millilikten arındırarak kendi şahsi milis gücüne dönüştürme gayretlerini de 15 Temmuz şikeli darbe teşebbüsü sonrası hızlandırmış durumda. Bildiğimiz anlamda Türkiye Cumhuriyeti’ne olduğu gibi milli polise ve milli orduya tahammülü olmayan Erdoğan, yıkıyor, yakıyor, yok ediyor, dönüştürüyor.
Karanlıklar bir araya geliyor
Tüm bunları yaparken devredışı kalmış yeraltı ve yerüstünün karanlık simalarınnı yeniden devreye sokmayı ihmal etmiyor. Ancak ”Karanlıklar Prensi” diyebileceğimiz bir kabiliyetin biraraya getirebileceği Pekerlerin, Ağarların, Perinçeklerin, Ergenekoncuların, Jitemcilerin ve ismi lazım olmayan türlü karanlık isimlerin Erdoğancılık motivasyonunun sırrı ise çözülemiyor.
Erdoğan’ın toplumu radikalleştirerek kanlarını ve canlarını sarfedebileceği militan yığınlara dönüştürmekte kullandığı iki güçlü silahı bulunuyor: Medya ve eğitim. Topyekün bir millet İslamizasyon ve dindarlaşma kılıfı altında Ortadoğu coğrafyasında sıklıkla görüldüğü şekliyle radikalleştirilerek militanlaştırılıyor.
Bu ortamda Erdoğan’a vagon olan bir belediye başkanı uluorta çıkıp silahlanmaktan bahsederek sıklıkla Alevi vatandaşları hedef gösterebiliyor. Erdoğan’ın yakın döğüş ustası da olan anketörden bozma radikal İslamcı bir danışmanı ise bir dahaki sefere evden abdest alarak çıkmakla yetinmeyecekleri tehdidinde bulunabiliyor.
Ektiklerini biçmek
Erdoğan’a ise özenle ektiklerinin hasadını biçmek düşüyor. Bir bayramlaşma programında ağzındaki baklayı çıkarıveriyor. Erdoğan, Kurban Bayramı’nda dinleyicilerinden adeta kendisi uğruna kurban olmalarını istiyor. 15 Temmuz gecesi darbeciler tarafından öldürülen bir vatandaşın öyküsünü anlatıp “Siz de hazır olun” talimatı veriyor.
”Bu vaka bize bir şeyi gösteriyor. Bunlar bize örnekler… Yani ‘siz de hazır olun’…Dikkat ederseniz biz nokta koymadık, virgül koyduk.” diyen Erdoğan, radikalleşerek militanlaşmış kitlesine adeta ”benim iktidarım ve şatafatlı yaşantım için ölün” diyor. (TR724)