Ohal’de Bu Halde 600 [Analiz]

Hasan Ocak, 21 Mart 1995 günü gözaltına alındı. Oğlundan haber alamayan annesi Emine Ocak, bir terslik olduğunun farkındaydı. Aktivist ve örgütlü mücadelenin içinden gelen aile, 55 gün boyunca belki de Türkiye tarihinin gördüğü en güçlü çığlığı yükseltti. Aile fertleri “Hasan”ı bulmak için hayatlarını durdurdular. İşlerini bıraktılar, dükkanlarını kapattılar, Cumhuriyet Halk Partisi’ni işgal ettiler, Meclis kapısına kendilerini zincirlediler, Kanal-6 binasını bastılar, açlık grevi yaptılar.
hasan ocak1
Aile kamuoyunun ve medyanın ilgisini çekmeyi başarmış, Hasan Ocak’ın gözaltında kayıp olduğunu tüm Türkiye duymuştu. Birbirine kenetlenmiş Ocak Ailesi’ne karşı Devlet’in refleksi 55 gün sonra ortaya çıktı.
Hasan Ocak’ın cesedi bulundu. Vücudu işkence izleriyle doluydu ve yüzü kimliği tanınmasın diye parçalanmıştı. Adli Tıp, iple boğularak öldürüldüğünü rapor etti. Devlet, Hasan Ocak’ı gözaltına alanları, götürüldüğü gözaltı merkezini, sorgulayanları 21 yıldır gizliyor.
BİR CUMARTESİ GÜNÜ
27 Mayıs 1995 Cumartesi günü saat 12:00’de Emine Ocak, gözaltında kaybedilen oğlu Hasan için İstiklal Caddesi’ndeydi. Kayıp yakınları ve insan hakları savunucularıyla birlikte.
cumartesi-annesiCumartesi Anneleri, 21 yıldır her hafta aynı saatte Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanıyorlar. Defalarca polis saldırısına uğradılar, gözaltına alındılar, gaza boğuldular ama kayıpları için direnişlerinden vazgeçmediler.
24 Eylül Cumartesi günü, Cumartesi Anneleri 600. Kez bir araya gelecek. “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, kaybedenler bulunsun ve yargılansın” talebiyle.
Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak,”Gözaltında kaybedilen insanlarımız darbe ve OHAL koşullarında kaybedildiler. Şu an yine OHAL dönemi yaşıyoruz ama buna rağmen geçmişten bu güne dek hesap soruyoruz, hesap sormaya devam edeceğiz ısrarıdır söylemek istediğimiz. İnsanların bu ısrarımıza sadece 600. haftada da değil her zaman karşılık vermelerini istiyoruz. Cumartesi Anneleri için değil kayıplarımız için bunları yapmalarını istiyoruz. İnsanları insanlık onuruna sahip çıkmaya çağırırken aslında bu ülkede yaşanan tüm hak ihlallerine de karşı durmaya çağırıyoruz.” sözleriyle 21 yıldır değişmeyen Türkiye gerçeğine dikkat çekiyor, 600. hafta nedeniyle yaptığı açıklamasında.
Faruk ve Hayrettin Eren'in annesi

Faruk-Eren-annesi-Elmas-Erenle
Faruk Eren, annesi Elmas Eren’le birlikte

Cumartesi Anneleri’nin değişmez ismi, gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren ise, devletin aynı şeyi herkese yapabileceğinin farkına varılmasını istiyor: “Biz Cumartesi İnsanları, kayıp yakınları orada oturmaya başladığımızda sadece kendi kişisel taleplerimizi dile getirmek için oturmadık. Başka kayıplar olmasın, başka anneler ağlamasın, başka Cumartesi Anneleri olmasın diye oturmuştuk. Fakat Plaza de Mayo annelerinde olduğu gibi milyonları sokağa dökemedik, bu da benim içimi acıtıyor. İnsanlar kendilerinin de bunu yaşayabileceğinin farkında değiller. Bir kesim insan Cumartesi Annelerine sanki acıyarak bakıyor, oysa bizim orada oturuş amacımız gözaltında kayıpların önünü kesmekti, bir oranda da kestik de belli bir süre.”
Cumartesi Anneleri’nin direnişi sonucunda Türkiye’deki gözaltına alma işlemlerinde; kayıt ve Adli Tıp kontrolü gibi konularda önemli gelişmeler yaşandı. Ancak günümüzde şartlar eskisini aratır duruma yaklaşıyor.
30 günlük gözaltı süresiyle ilan edilen AKP Modeli OHAL’de, yüzlerce insan yakınlarından haber alamıyor. Gözaltı süresince ailelere yakınlarının nerede olduğu söylenmediği gibi, avukat hakkı da tanınmıyor. Avukatlar gözaltındakilerden ancak adliyeye sevkedilecekleri gün haber alabiliyorlar. Bu 15-20 günü bulabiliyor. Kayıpta geçen zaman diliminin en belirgin özelliği ise işkenceli sorgu.
Geçmişten farklı olarak gözaltında ölenler, tarlalara atılmış ya da kimsesizler mezarlığına gömülmüş olarak bulunmuyor. Açıklamalar “intihar” ya da “kalp krizi” olarak yapılıyor. Baskı ortamı nedeniyle Adli Tıp’tan açık işkence izlerine rağmen “darp raporu” neredeyse hiç çıkmıyor. Otopsilerde de durum farklı değil.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra haksız yere gözaltına alınanlardan biri dershane öğretmeni Gökhan Açıkkol idi. 13 günlükgözaltı sürecinde İstanbul Emniyeti'nde hayatını kaybetti. Şeker hastası öğretmene ilaçlarının verilmediği kötü muamelele nedeniyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı. Açıkkol'un cenazesi bile ailesine teslim edilmek istenmemişti.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra haksız yere gözaltına alınan dershane öğretmeni Gökhan Açıkkollu, 13 günlük gözaltı sürecinde İstanbul Emniyeti’nde hayatını kaybetti.

Gözaltında ölen öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun vücudundaki işkence izleri rapora geçirilmedi örneğin. Hatay’ın Belen İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alındığı sırada beylik tabancasıyla intihar ettiği açıklanan Emniyet Amiri Ahmet Beşli’nin eşi Aynzeliha Beşli ise “Kocam intihar etmedi, sorgulama sırasında öldürüldü” açıklamasında bulundu. İntihar ettiği açıklanan 15’e yakın kişinin ailesi de benzer görüşte.
KARANFİLLERLE GALATASARAY’A
Türkiye’de on yıllardır bitmeyen gözaltında kayıplar, 15 Temmuz’dan sonra ani biçimde artmaya başladı. İnsan Hakları Örgütleri ve Kayıp Yakınları Dernekleri, 24 Eylül Cumartesi Günü herkesi karanfilleriyle 600. haftada Cumartesi Anneleri’nin yanında olmaya çağırıyor.
BERFO ANA ÖMRÜNÜ VERDİ, AMA…
Beyaz tülbentiyle sembolleşen Berfo Ana (Kırbayır) da bir Cumartesi Annesi’ydi. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından gözaltına alınıp, işkenceyle öldürülen oğlunun mezarını aramakla geçti 106 yıllık ömrünün son 33 yılı. Tekerlekli sandalyesiyle her hafta Galatasaray Lisesi’nin önüne geldi. Kenan Evren’in yargılandığı davada Ankara Adliyesi’ndeydi. Çalmadık kapı bırakmadı. Ancak devlet, tüm sorumluların isimleri belli olmasına ve TBMM  Komisyonu tarafından savcılığa bildirilmesine rağmen yargı sürecini başlatmadı. 

Kaynak: Tr724