Yazar Selim Gündüz, Masum İnsanlara Iftara Atanların Korkunç Akıbetini Yazdı..

SELİM GÜNDÜZ
HESAP GÜNÜ GELDİĞİNDE…
Her mü’min bir gün Allah’a (cc) yaptıklarının hesabını vereceğini bilir.
Hepimiz O’nun (cc) huzuruna gideceğiz. Dünyadaki mahkemeler ve cezalar ahirettekilere nisbeten ‘hiç’ kalır. O zaman gelin, ötede muhakeme edildiğimizde ne durumda olacağımızı bir kontrol edelim.
Masum insanları öldürmek hesabı verilecek bir fiil midir?
Tabî ki hem de en ağırıyla.
Peki birine bu ağır suçlamayı yöneltirken dikkatli olmak gerekmez mi?
Dinimiz en ağır günahlardan biri sayılan ‘zinâ’nın hukuki olarak varlığı için 4 insanın şahitliğini şart koşuyor. Yani ben bu fiili gözlerimle görsem ve iddia etsem dahi hukuki bir değeri yok, 3 kişi daha gerekiyor. Hatta bir başıma iddiamı yüksek sesle dile getirsem ‘iftira cezası’ alırım. Öyleyse ‘zinâ’dan kat kat beter olan adam öldür(t)me iftirasını sorumluluğunun büyüklüğünü varın siz düşünün.
Peki şu meş’um darbeyi kimin yaptırdığı kesinlik kazandı mı?
Kazanmadı. Yegane sözde “delil” darbe girişiminden 10 dakika sonra başbakan, cumhurbaşkanı ve yalancı medyanın koro halinde ‘cemaat yaptı’ şeklinde bağırmaları.
Muhal farz ‘bu darbe girişimini TSK içinde cematten oldukları iddia edilen birilerinin yaptığını’ kabul edelim. Peki TSK’da içindeki bir grubun yaptığı işlediği (iddia edilen ama ispat edilemeyen) korkunç bir suç, milyonlara bâdî bir cemaatin tümüne mâl edilebilir mi?
Asla…
Diyelim ki, sizin dört oğlunuz var. Biri cinayet işliyor. Cinayetten dolayı diğer üçünün de idam edilmesi sizce adil midir?
Bir babanın 7 oğlundan biri hırsızlık yaptığında diğer 6 oğlunun da hırsızlıktan dolayı cezaya çarptırılması, hangi hukuk sistemine göre kabul edilebilir?
Darbe Tiyatrosuna gelince…
4 general 50 subay darbeye katıldı diye o işle hiç ilgisi olmayan, hatta o gece evlerinden dışarı bile çıkmayan yüzlerce general, binlerce subay, hatta ve hatta onbinlerce askeri okul öğrencisi cezalandırılabilir mi?
Önceden hazırlandığı belli olan ama kimler tarafından hazırlandığı bilinmeyen uyduruk istihbarat raporlarıyla insanların emeklerini yok etmenin, rızıklarına el koymanın, hayatlarını mahvetmenin kabul edilebilir bir yanı olabilir mi?
Asla…
O gelmesi mutlak Hesap Günü geldiğinde size soracaklar:
Eyyy falan-u fülan…
“Kamuda çalışan ve olup bitenden habersiz ve günahsız 100 binden fazla insanı aileleriyle birlikte işsiz, aşsız niye sokağa attınız? Darbeyi onlar mı yaptı?”
Şunu mu diyeceksiniz?
“Haberleri bile yoktu ama onlar Cemaat’tendi!”
Size soracaklar:
“Yüzlerce hastaneyi niye kapattınız? On binlerce doktor ve sağlık personelini işten atmanın, hastaları dermansız bırakmanın fetvasını Hayrettin Hoca’nızdan mı aldınız?
Şunu mu diyeceksiniz?
“Yok o vermedi ama bizi uyarmadı da. Demek ki doğru yaptık. Çünkü işten attıklarımız hep Cemaat’tendi.”
Size soracaklar:
“Yüzlerce okulu niye kapattınız? Yüz binlerce öğrenciyi iflas etmiş MEB okullarına niye mecbur bıraktınız? Bunu mütedeyyin insanlar çocuklarını sizin açtığınız fahiş fiyatlı özel okullara göndermek zorunda kalsın diye mi yaptınız? 
Şunu mu diyeceksiniz?
“Öğretmen ve öğrencilerle ilgisi yok ama o okullar Cemaat sempatizanı yetiştiriyordu. Hem bizim de yeni bir ‘Cemaat’ kurma düşüncemiz vardı.”
Size soracaklar:
“Darbe tiyatrosundan hemen sonra  3000 küsür hakim ve savcıyı mesleklerinden attınız. 1500 dekanı istifa ettirdiniz. Bu darbe dediğiniz şeyi onlar mı yaptı?”
Şunu mu diyeceksiniz?
“Yok ama onlar da Cemaat’tendi. Bizim gözümüzde zaten olağan şüphelilerdi. Hem belki bir gün bizi işlediğimiz suçlardan, yaptığımız hırsızlıklardan dolayı  yargılayabilirlerdi.”
Size soracaklar:
“Darbe girişimini 10 bin polis ve polis müdürü mü yaptı ki, zaten yıllardır etmediğiniz zulüm kalmayan zavallı insanları işsiz, güçsüz kapının önüne koydunuz?”
Şunu mu diyeceksiniz?
“Hayır ama MİT onları da fişlemişti. Herhalde hepsi Cemaat’tendi.”
Size soracaklar:
“Milyonlarca mensubu olan bir camiayı darbe yaptığı iddia edilen 100-200 asker yüzünden “hain” ilan etmek, “katil” ilan etmek, kendilerinin ve ailelerinin tüm haklarına tecavüz etmek hangi kutsal kitapta var?”
Şunu mu diyeceksiniz?
“Bir kitapta olmalı ki, ne Hayrettin Hocaefendi, ne muhterem Diyanet İşleri Reis’i, ne yüzlerce ilahiyat profesörü, ne de bir o kadar tarikat şeyhi hiçbir yanlış görmedi, çıtını bile çıkarmadı.”
Size soracaklar:
“Müslüman görünüp, yüz binlerce masum insanın malına mülküne  mafya usulüyle çökmeye kalkmak, hele de zulmetmek için aradığınız bir gazeteciyi bulamayınca, eşini alıp götürmek dinin hangi hükmünde var?”
Şunu mu diyeceksiniz?
“Karşımızdaki Cemaat’ten olunca ona herşey müstehak, bize de her şey mübah.”
Size soracaklar:
“İslam’a göre bir gemide 1 masum, 9 cânî olsa, o geminin batırılması zulüm kabul edilirken, siz cânî olduğu “iddia edilen” biri var diye, yüz binlerlerce masuma neye göre suçlu muamelesi yapıyorsunuz?”
Şunu mu diyeceksiniz:?
“Biz bilmeyiz, Reisimiz bilir.”
O zaman siz şöyle bir cevaba hazırsınız demektir:
“Siz, darbe girişimini bahane ettiniz.  İnfaz listeleriniz zaten elinizdeydi. Allah’ın zulmedenlerin akıbeti hakkındaki hükümlerini göz ardı ederek yüz binlece mâsuma zulmettiniz. Öyleyse bugün Reisinizle beraber hakkınızda verilecek hükme hazır olun.”
Masumların, mağdurların, mazlumların durumuna gelince…
Onlar için bir kayıp yok. Mazlum dünyayı kaybeder ama Allah’ı (cc) bulur. Kaybettiği her şey, sonsuz kat misliyle ahirette önüne konulur. Ve “iyi ki de orada kaybetmişiz” diye şükür secdesine kapanır da kapanır.
Darbe teşebbüsü bahanesiyle gerçek manada darbe yapmanın iki net sonucu;
pisman1- On binlerce insan velayet yolcusu
2- Cehennem balya balya odun topluyor